Eylül geldiğinde bazen ortada belirgin bir sorun yokken bile içimizde hafif bir hüzün belirir. Günler kısalmaya, akşamlar serinlemeye başlar. Yazın sesleri yavaş yavaş azalırken kendimizi geçmiş günleri düşünürken, eski fotoğraflara bakarken ya da “Bu yaz da ne çabuk geçti” derken bulabiliriz.
Üstelik bu duygu yalnızca yazı seven insanlara özgü değildir.
Çünkü bazen bizi hüzünlendiren şey yazın bitmesi değil, bir dönemin daha geride kaldığını fark etmektir.
İnsan zihni zamanı yalnızca takvim yapraklarıyla algılamaz. Hayatımızı dönemlere ayırırız: çocukluk, okul yılları, bir ilişkinin başlangıcı, bir ev değişikliği, bir yaz mevsimi…
Bu nedenle mevsim geçişleri bazen zihnimizde küçük birer dönüm noktası gibi çalışabilir.
Yazın sona ermesi de “bir şeylerin bittiğini” daha görünür hale getirir. Özellikle Eylül ayı; geçen zamanı, yapmayı planlayıp yapamadıklarımızı, yaşadığımız güzel anları veya geride bıraktığımız kişileri düşünmemize neden olabilir.
Bu yüzden hissettiğimiz şey her zaman yalnızca mevsimsel bir hüzün değildir. Bazen zamanın geçtiğini fark etmenin yarattığı duygudur.
Bir koku, akşam serinliği, gün batımının değişen rengi ya da yıllar önce dinlediğimiz bir şarkı…
Bazen küçücük bir ayrıntı bizi yıllar öncesine götürebilir.
Nostalji, geçmişte yaşadığımız deneyimlerle bugün arasında duygusal bir köprü kurar. Bu nedenle yazın sona ermesi yalnızca birkaç ay önce yaşadığımız anıları değil, önceki yazları ve hayatımızın farklı dönemlerini de hatırlatabilir.
Çocukluk yazları, eski arkadaşlıklar, artık hayatımızda olmayan insanlar veya geçmişteki halimiz…
Bazen özlediğimiz şey bir dönem değil, o dönemdeki kendimizdir.
Çünkü bazı bitişler bize zamanın kontrolümüz dışında ilerlediğini hatırlatır.
Bir mevsimin daha sona erdiğini fark ettiğimizde zihnimiz farkında olmadan küçük bir değerlendirme yapabilir:
“Bu yıl istediğim şeyleri yapabildim mi?”
“Hayatım istediğim yönde ilerliyor mu?”
“Zaman neden bu kadar hızlı geçiyor?”
“Ben geçen yıldan beri ne kadar değiştim?”
Bu sorular her zaman bilinçli şekilde aklımızdan geçmez. Ancak yarattıkları duygu; huzursuzluk, özlem, isteksizlik veya açıklayamadığımız bir hüzün şeklinde ortaya çıkabilir.
Bir dönemin sona ermesiyle ilgili hüzün hissetmek, o döneme takılı kaldığımız anlamına gelmez.
Tam tersine, bir şeyi özleyebilmek çoğu zaman onun bizim için anlamlı olduğunu gösterir.
Burada önemli olan, biten dönemi yok saymaya çalışmak yerine onunla vedalaşabilmektir.
“Bitti, düşünmemeliyim” demek yerine;
“Bu yaz benim için ne ifade etti?”
“Yanımda neyi götürmek istiyorum?”
“Geride bırakmak istediğim bir şey var mı?”
diye düşünmek, mevsim geçişini yalnızca bir bitiş değil aynı zamanda psikolojik bir geçiş alanı haline getirebilir.
Bazen yaz aylarında kendimizin farklı bir haliyle karşılaşırız.
Daha yavaşlayan, daha fazla dışarı çıkan, daha çok sosyalleşen, daha spontan davranan ya da küçük şeylerden daha fazla keyif alan bir halimizle…
Sonbahar yaklaşırken kaybetmek istemediğimiz şey belki de sıcak günler değil, o günlerde ortaya çıkan kendimizdir.
Bu durumda kendimize şu soruyu sormak değerli olabilir:
“Yazın bana iyi gelen hangi halimi sonbahara taşıyabilirim?”
Belki daha fazla açık havada olmak…
Belki sevdiğimiz insanlarla görüşmeye zaman ayırmak…
Belki kendimize biraz daha alan bırakmak…
Çünkü yeni bir mevsime geçerken önceki mevsimde bize iyi gelen her şeyi geride bırakmak zorunda değiliz.
Doğa her mevsimde aynı kalmaya çalışmaz. Değişir, yavaşlar, yeniden şekillenir.
İnsanların da her dönemde aynı enerjide, aynı motivasyonda ve aynı ruh halinde olması beklenemez.
Bu nedenle yazın bitişiyle birlikte biraz hüzün, özlem veya içe dönme ihtiyacı hissetmek tek başına bir problem değildir. Kendimize yeni döneme uyum sağlamak için zaman tanımak önemlidir.
Ancak isteksizlik, keyif alamama, yoğun mutsuzluk, uyku veya iştah değişiklikleri gibi belirtiler uzun süre devam ediyor ve günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa yaşadığınız durumu yalnızca “mevsim geçişi” olarak değerlendirmemek gerekir. Böyle durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından destek almak faydalı olabilir.
Belki de Eylül bize yazın bittiğini değil, hayatın dönemlerden oluştuğunu hatırlatır.
Bazı dönemler biter.
Bazılarını özleriz.
Bazılarından bir parça yanımıza alırız.
Ve sonra, yavaş yavaş, yenisine geçeriz.